yumurta tavuktan dışarıya çıkar.
horoz tavuğa girer.
tavuk yumurtadan çıkmaz, tavuk tavuktan çıkar,
bütün herkes aynıdır.
herşey kendini unutmaya calışır ve unuttuklarında tekrar doğup unutmak için çoğalır.
ama anka kuşu kaizmatikken tavuk değil
neden?
küllerinden doğmak çok seksi bir laf değil mi
doğuyorsun yine aynı seyleri doğuruyorsun matruşkalar gibi neyin iyi neyin kötu oldugunu. herkes herşeyi biliyor herkes herşeyden emin gerek yok halbuki hiçbirimiz in bişey bilmesine gerek yok göreceli sorulara kesin yanıtlar vererek küllerinden doğmak tanımındaki karizmayı pis elbiselerinize yamıyorsunuz.
oturmayı seven tok sesli aç tavuklar,
hepinize selamlar selamlar
küçükken fıkradaki aptal denilen,
bir inciyi darıya değişen o tavuğun,
bilgeliğini
asla anlayamayacak olan ..."pirzolalar".
kolibri
aztek bayramında badem gözlü çocukların giymesi için pembe ve kırmızı ağırlıklı gerçek ipekle işlenmişlerdi sanki .bu benim kafamda oluyor tabi
ve yeşil turuncu sarı(altın)
sabahtan beri aklımda kitaptan bir tanım. depodaki eşyalar arasında kolibri kumaşlı bayramlık aztek giysileri vardı diyordu.
yani hayatta kolibri kumaş bayramlık aztek elbisesi diye de bişey var
bunu düşünmeden ölmek olur mu şimdi
kolbri kumaş bayramlık aztek elbiseleri.
içim coştu.sırf bu kolibri kumaşlı bayramlık aztek giysileri yuzunden.yazmaktan bıkmıyorum evet.hep tekrar yazdım.
"asılolanı tuttum fazlalığı attım"
rodin
biraz benziyoruz sanki kadınla.
çiçekler tanıdık geldimi?:)
evet:)
hepinize de koyiyim lanet olsun yani ne diyeyim
kimse,hiçkimse asla ve asla bana davet yollamasın ya da mesaj atmasın.
ne sinirlenmişim haa:))
komilinin mavisi çok güzel kokuyor. balkonumda gül saksısında güvercin yuvası var. aslında benim pek inancım yok kendi m için ama kuş yuvasının kenarına annemin benim üzerimde taşımam için verdiği duayı iliştirdim. birde gün içinde güzel ekmek atıyorum. tek düşüncem gülü sulamanın imkansızlığı.yumurtalarada dokunmamalıyım zararlı. belk anne yokken küçük bi şırıngayla gülün dibine su enjekte edebilirim. lütfen kuş bebekler güçlü ve sağlıklı olsun ben küçükken iki güvercin yavrusu olmuştu balkonda ve çok kötü durumdalardı. öldüler.bugün 4 kelebek gördüm 1i turuncu 3ü beyazdı.bide çiçekli bi elbise giyiyorum şuanda ve çok yakıştığını düşünüyorum,diliyorum ve umuyorum sevgilimbulutum, kuzucuğum kuoraf ve new yorka yeni giden işsiz kalan mutsuz olan pıtırcığım şuan tok mutlu ve umutludur.ve diğer insanlar.bende aslen çok mutlu değilim ama bunlarla yüzleşmek istemiyorum.tabii paveli hatrladım beyaz kelebek görunce ha,unuttuğumu zannetmesin.antalyaya gidiyorum.
çok özleyeceğim ama zaten aslında hiç görüşmediğim sayılan biri var burda. gitmeden onu da görmeliyim ve yarın bunları unutmalı içmeli güzelleşmeli eğlenceli seylerden bahsetmeli ,dolu bir dost vakti geçirmeliyim yani eskilerin kuzusuyla.sevgiler,saygılar.
not:
duayı gülün bir dalına kırmızı kurdelayla bağladım.
kurdela deyince, orta köyede pembelerini takacaktım hatırlıyor musun, heryerde parça parça aşk.
YABANCI
Söyle, anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, anam mı, babam mı, bacını mı, yoksa kardeşini mi?
"Ne anam, ne de babam var, ne bacım, ne de kardeşim."
"Dostlarını mı?"
"Anlamına bugüne kadar yabancı kaldığım bir söz kullandınız."
"Yurdunu mu?"
"Hangi enlemdedir, bilmem."
"Güzelliği mi?"
"Tanrısal ve ölümsüz olsaydı, severdim kuşkusuz."
"Altını mı?"
Siz Tanrı'ya nasıl kin beslerseniz, ben de ona öylesine kin beslerim."
"Peki, neyi seversin öyleyse sen, olağanüstü yabancı?"
"Bulutları severim... işte şu... şu geçip giden bulutları ... eşsiz bulutları!"
boudelaire,bende aynı şeyleri düşünüyorum .
şimdi ben taşa basıcam güneşle bakışıcam.suda bekliycem böylece güçlenicem.ayaklarım da tabi. ve ellerimi güçlendiricem heykel yapmaya devam ederek.aslında benim yaptıklarımın heykel sayıldığından emin değilim.çamur oyunu desem daha mı samimi olur bilmiyorum.saçlarımın kırıklarını aldım.
kendimi güneşin altına serip kapkara olsam ve uzak bi kabileye gitsem kimse sonradan geldiğimi anlamaz eminim.
hayır. beyaz kabile olmaz.
kabile iyi bişeydir.insanları da aktif ve hareketlidir.doğal.
buda gitgide kararma yapmaya sebep olur.
bigun adem güneşin altında büyük ağaçla sohbet ediyormuş.o ağaç ademin anası gibi bişeymiş. ademi güneş altında sevimeye yollamış ve demişki,
"oğlum, havva kararınca evde ol"
herkes uydurursa bende uydururum.
tabi havvada kararmış ademde
sadece tek yerleri beyaz kalmış tahmin ediyorsunuzdur herhalde. güneş almayan bir yer.
utanmışlar bu amele yanığı işinden ve bi yaprak alıp takmışlar hemen.
ben başka bir kız olsaydım, eflatun yani bende erkek olsaydı kendime verirdimgerçekten.
ben hep aşığım
keşke pis ayaklılar şehri olsa. orda cıplak ayakla gezenler yaşasa
bende gitsem.
belki o insanlar ayaklarını birbirinin üstüne basarak selamlaşıyolardır. mesela ben gittim, karsıdanda biri geliyo selamlaşacağız, yumuşak ama pis ayağımı onun ayagının üzerine hafifce bassam ve selamlaşmış olsak:..
bence çok güzel bişey
benim ayağımda pisti geçenlerde.
nasıl olur bu,bi blogum silinmiş.
Sen bende öldüğünde, sadece zaman ölecektir. Sen bende öldüğünde, sadece zihin ölecektir.
az kalmıştı seni yakalıyordum ... bunu biliyorsun
hayır bilmiyorum.
yüzyıldır sevilmemiştim ve öpülmemiştim napıyım.
dişetlerinle kesiyorsun bazen gölgemi ve bazı köpekler geziniyor sokakta çürük sesleriyle sisçanlarına sırıta sırıta
sen benim can üflenmiş heykelim, içimdekileri ufacık parçalara ayırmak istiyorum dışımla emene kadar. ve bunun için benim terlemiş güzel kilim ,seni bozup yeniden türlü şekillere sokarak yapmak
istiyorum
bi bakmışım filan.
her zaman sarhos olmali. her sey bunda: tek sorun bu. omuzlarinizi ezen, sizi topraga dogru çeken zaman’in korkunc agirligini duymamak için, durmamacasina sarhos olmalisiniz.
ama neyle? sarapla, siirle, ya da erdemle, nasil isterseniz. ama sarhos olun.
ve bazi bazi, bir sarayin basamaklari, bir hendegin yesil otlari üzerinde, odanizin donuk yalnizligi içinde, sarhoslugunuz azalmis ya da büsbütün geçmis bir durumda uyanirsaniz, sorun, yele, dalgaya, yildiza, kuşa, saate sorun, her kaçan seye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her seye sorun, "saat kaç" deyin; yel, dalga, yildiz, kus, saat hemen verecektir karsiligini: "sarhos olma saatidir. zamanin inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhos olun durmamacasina! sarapla, siirle, ya da erdemle, nasil isterseniz..
charles baudelaire
ya da aşkla demeyi unutmuş.
kuzum eklemişti.
aşk ile zaten sarhoşsundur....ve kuzuna saygı/sevgi...
ruyamda kırmızı mor küçük ve sırnaşık,insanlardan kaçmayan kuşlar gördüm kırmızılar saclarıma dolanıyordu. ve sokak cocukları için verilecek şölensi toplantı için muzlu şeker yapıyordum.karsımda derya vardı. küçücük eflatun bi kuş kolumda zıplıyodu derya onu aldı ve masaya doğru yavasca attı. o kuşu sevmemiş yavşak bulmuştu ama kuşlarla bütündük iç içeydik. kolumda boynumda kafamda zıplıyorlar cıvıldıyorlardı. şimdi resmini koyacağım.o kuş zaten gercek,ruyamdaki biraz daha küçüğüydü.
çok güzel hislerini kıpırdatmak ..... bu zor olan !
bulutum?!
bulut bu gece griliğini üzerime saldı eflatunum.
SOLUK SOLUĞA
Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
Ama atıldı yine de serüvenlere
Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.
Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
- ki onlar daima birer yalnızdılar
Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
Korkular geçiren o kız nerededir şimdi
Sensiz olursam yaşayamam diyen
O liseli kız hangi kentte kaldı
Ve o sarışın
O afeti devran bekler mi hala
Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını
Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
Aşkların, ayrılıkların ve acıların
İstese de kalamazdı vakti gelince
Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
Yürek burkulması ve hüzün ve keder
Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
Ay bile soğuktur o zaman
Bir buz parçasıdır
Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler
Biraz da serüvendi yaşamak
Belki yatkındı büyük yolculuklara
Ki serüvenler daima büyük aşklar
Ve büyük yolculuklarla başlar
Anıları aşkları ve bir kenti
Bırakıp gidebilirdi apansız
Apansız başlardı yolculuklar
Hangi saatinde olursa günün
Ve hep kar yağardı nedense
Durmadan kar yağardı yol boyunca
Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
Kent görünmez olunca arkada
Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun
Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
Kavaklarsa oynak bir çingene kızı
Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları
Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
Ölümdür biraz hep aynı yatakta
Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
Kitapları hep aynı raflara sıralamak
Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
Soluk soluğa yaşamalı insan
Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
Ve cehenneme dönse de bir ömür
Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün
Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
Ölüme ve aşka durmadan kement atan
Serüvenlerle geçsin yaşamak
Buz tutmuş bir dünya ortasında
Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
Önünde dağlar, uçurumlar
Sarsılan gök, yarılan toprak
Çelik uğultularla burgaçlanırken
Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
Ve her nasılsa keklik sekişli
Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
Ne kalmışsa bir önceki serüvenden
Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
Pervasız bir acemi, bir çılgın
Soyu tükenen bir bilgeydi belki de...
O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe
Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey
Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı
Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında
Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki
Sevince deli gibi severdi
Pervasız severdi sevince
Dövüşmek ancak ona yakışırdı
Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar
Yoktu bağlandığı herhangi bir şey
Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından
Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
Ve başarısız eylemler çağında o
Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten
Yerleşik yargıları olmadı hiç
Kurmadı güzel gelecek düşleri
Nerede bir yangın, nerede tehlike
O mutlaka oradaydı birdenbire
Dinsizdi, özgür sayılırdı belki
Ama bağlanmazdı özgürlüğe de
Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı
Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını
Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü
Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi
Ayrıntıların izi kalmamış artık
Üst üste yaşanmakta ayrılıklar
Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir
Dağların, denizlerin üzerinden
Geride kalan ne varsa soluktur şimdi
Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir
O eski konaklar gibidir anılar
Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman
Belki sağanak boşanır apansız
Yüzyıllık bir yağmur başlar
Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar
Yok olup gider her şey, belki kül olur
Hırçın bir okyanustur yürek
Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni
Anılarsa birer çıban izidir
Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde
Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
Bekleyişleri kemiren çakal sesleri
Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı
Bir ömrün olgunlaştıramayacağı
acemilikler toplamı ve bir çılgın
boyun eğmedi kendine bile
seçme zorunda kalmadı yaşamayı
nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana
bağlanmadı kendine de ömür boyu
dağlara tırmana atlar gibi
soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı
bir şahin gibi bulutlara kurdu
dumanlı sevdaların yörük çadırını
sıradan bir gezgin değildi hiç
dövüşür gibi yaşadı yolculukları
belki korkusuz sayılmazdı büsbütün
korkardı korkulara düşmekten zaman zaman
ve bütün gemileri yakıp
yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri
umutlardansa nefret etti daima
hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
ama atıldı yine de serüvenlere
pervasız bir acemi
soyu tükenen bir bilgeydi belki de
Ama bir şey vardı yine de
Başarısız ihtilallerden kendine kalan
Büyük aşklar yolculuklarla başlar
ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Nerde beklenirse ordaydılar
bir kez bile gecikmediler ömür boyu
Neydi onları ordan oraya
savurup duran şey
Onları daima yalnız kılan
neydi bu yaşam denilen gürültüde
Her dilden bir adları vardı onların
ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar
Sarışındılar belki de esmer
yani birçok yüzün bileşkesi
Ne altın arayıcısıydılar
ne de aylak bir gezgin
Vurulup düşseler de her kuşatmada
serüvencidir onlar ve hiç ölmezler
Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa
Bulurlar heder olmanın bir yolunu
Onlar ki bu dünyada
kahraman olmaya mahkumdurlar
Sislenen anılar kaldı bize onlardan
renkleri bozulup duran solgun anılar
Nasıl yazmalı ki silinip gitmesin
bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna
Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı
onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan
Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi
vurulup düştükçe ışığını karartan
O serüvenlerin günlüğü tutulmadı
yazılmadı o insanların destan şiiri
Parça parça ettirilseler bir kartala
(ki sanırım böyle oldu sonları)
Fışkırır yüreklerinden
başarısız ihtilallerin yangınları
BUNA NE DERSİNİZ UÇUMLU KIZ ?
teşekkür ederim derim herhalde,hislerimi kıpırdattı.
aşk mevsimi mevcut aşkları da tazeliyor demek!
ağlayanbulut!
uyku
hemen de batırıvermişsin iğneyi ama ben onu broş diye taşırım herhalde kişiden kişiye değişeceğiz yoksa bir ağaçtan ne farkımız kalır.
aslında ağaçlarda kişiden kişiye değişir .iğne yok.
bir insan nasıl olmalı ? sorusuna cevap arayan bir ağaç nasıl olmalı sorusunu bir sorsun kendine !
bu geldi aklıma.
peki
nasılım bir arkadaş olarak ?
bilemiyorum.kişiden kişiye değişiyor olsan gerek.benim bir fikrim yok henüz.
merhaba yaratıcı,iyi şeyler yarat.:)
tabiki;)
karnım ağrıyo.
"çiçeklere su vermeyi unutma"
acı.:(çok canım yanıyorrrrrr!!!
bindik bir alamete gidiyoz kıyamete.neyse iyiki doğdum vallaa.
şuan hippi olunmaz.
olunur ama olunmaz, herşey paylaşılarak güzel,
tamam ilgi duyuyor seviyor sayıyoruz ama kim hippiyim diyebilir?, fiziksel ve ailesel zincirleri geçtim henuz kendi içimizle olan hesaplaşmaları halledip benlik zincirini bile kıramadıkki biz.algı kapılarının ardındaki renkleri kapının dış görünüşüne harcadığımız zamana kurban ettik.
kuşlar aynı kuşlar ,çiçekler aynı, elde kalan tek güzellikler,doğal olanlar.
özgürlük,yalnızlığı gerektirsede paylaşılan birşeydir.paylaşılıyordurki çoğalıyor daha geniş kitlelere yayılıyordur.hippi ile şimdiki sokak insanları arasında bir fark var,eksik olan birşey, paylaşım ,şefkat,aşk,çeşitleme.bir kısım insan sokakta yaşıyor ve küçük kabilesini oluşturuyor, diğer sokaktakine düşman bir halde oluyor bu oluşum. ama sokak çeşit çeşit insan tohumlarının koyun koyuna filizlenmeye gittiği bir avuç toprak olmalı.yani ben gidip o çingene küçük kıza sarılabilmeliyim oda bana ve dostlarıma sığınabilmeli ancak benden para bekleyip sonra çiçeklerimi çalıp kaçmamalı, anası bize iki lokma ekmek vermeli akşam,kızının dostluğuna guvenip bize kazık atmamalı yani. ben,kenarda duran genç sokak çocuğunu alnından öpebilmeliyim tartışadabilmeliyim ama bir öpücük yuzunden de o çocuk gelip beni sikmemeli anlatabiliyor muyum..hadi diyorum, hadi, davet ediyorum bırak herşeyini geride, zincirlerini kır ve ben senin ilk yoldaşın,belki dunyanın ilk yoldaşı olacağım. bu hareket tekrar başlar,tüm kalbimle inanıyorum yanına 5 kuruş alma elbiselerini al ama-neden?-çünkü ailen dolapta bekletecek o elbiseleri,sense dağıtacaksın insanlara.bir avuç dost bulalım önce sohbet edelim çok insan tanıyalım ayırmadan ve önyargısızca sohbet edelim çok kitap okuyalım salyangozun salgıları gibi bizim kitaplarımız kalsın arkamızda ki, hanselle gratel adam olsun ,babaları gibi eşek olmasınlar.alalım iki tanede teneke, yeni müzik aletleri yapalım neden olmasın, aç kalmayalım çalalım olmazsa fazladan yiyeceği olan insanlardan kimseye zarar vermeden yapalım bunu.
yoksunluk gülü,,tomurcuğu,ilk günleri haftaları atlattıktan sonra bereketiyle açmaya ,biz özgür bülbülleri sadeliğine aşık etmeye başlayacaktır.denemekten zarar gelmez ancak böyle bir tat acının ardından gelir enazından küçük bir kızın anısına ve hatrına, hippi perihana,onun içinde kalanları yapmakla başlayıp, içimizde buyuyenlerle devam ederek, kraliçemizin güzelliğinden bir soy oluşturmaya yok musunuz?yüreğiniz mi eridi ama lütfen??!!
giysileri değil yalnız,, ailelerinizden dolaplarıda çalın yavrular,
ruhun gemisini inşa edelim ,zaten açık olan denizlere açılalım,dürüstleşelim..suyla gökle uzayla,kozmik bir güçle öldükten sonra bari bir sikim bişeyler yapmış,bişey yaratmış aşk yapmış olalımki, küçük bir kız yüzyıl sonra benim dediklerimi desin tarih güzelim çocukluğunu tekrarlasın.oda özledi biliyorum,hissediyorum. değişime çok yakın bir hissiyat var ve ben;tüm benliğimle bunu algılıyorum...
pembeye boyadıgın tualinin üzerinde neler var?
yarım bıraktım ofelya,yapabileceğime inancım yoktu. şuan tualde yarım bir semazen ve kırmızı yüzlü siyah kıvırcık saçlı biri var.
figürlerin belirginleşecek bulut kuşu.
dopdoluyum ama ifade etmeyeceğim.
insan düşünmeden konuşmalı bu sayede yaşamla biraz olsun somut bir ilişki yaşayabilir ama kurgulayıp ayıklayarak konuşursak ne kendimizi tanıyabiliriz ne sevgiyi.ter misal,içimizde yontup süslersek gerçek kokusunu nasıl bilebiliriz nasıl gelişebiliriz. ben sevmesem bencil olsam bunları neden söylerim,egoizm mi hayır, nefret hep sevgiden daha karizmatiktir ,bütünleşmek istiyorum aradan sivrilip yukselmek istemiyorum ben, bütünleşebileceğim insanlarla dolup taşan bir dünya istiyorum. ve bizden etkilenen diğer varlıklarında şaşkınlığıyla duzelen öpücüklü evren tatlı bir kozmos
gecelerden bigece
uzunbeyaz gecelıklerımızle
koyu yeşil bi bataklığın üzerinden geçtik
nilüfer ve zümrüt gözlü ofelyalar
yalnız bataklıklarda mı açar monaliz?
son bi umut beklentisiymiş gibi düşen damlalar
aklımızdan konkord hızıyla geçen sonbahar ...
rüyamda seni gördüm.
insanlar,
büyüdükçe dinlemeyi bilmez oldunuz lütfen sakin olun manyak gibisiniz
ÇOK ÜŞÜMEK
Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
Urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın
Bir Kalır yanık yağlar yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer
O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler
Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri
Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız
Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün
TURGUT UYAR
teşekkür ederim:)
bulutum,isimsizim.çok özledim gel artık.gelde, giy beni.
eflatun çiçeğim, ortancalar benim.
yapraklarını saymaya geleceğim .)
geeeel:)
sometimes i feel like a motherless child..kuzey ruzgarı,hey kuzey ruzgarı a.mına koyayım senin
çok özürdilerim mecburdum.hem bugun istenmediğimi hissettim ve kaçtım.beklentiler kötu ama şüphe daha kötü.herkes birbirine güvensin.
işaretlere inanır mısın.....
bugün kendimle çok önemli bir sözleşme imzaladım ve bunu kanımla mühürledim. artık tamamlandım.
hasiktir ordan
tüm organlarımı çıkartıp sevgilime armağan edesim var resmen,sevgiye doymanın tek yolu ciğerlerimi öpmen, parmakuçlarıma dokunman ve kalbime sarılıp uyumanmış gibi geliyor bulut'um..
yinede doymayabilirim.
kibrit kırıldı, ateşin canı yandı...
ateşim yanacağına canı yansın .
..çöp oğlan ve kibrit kızın aşkına ve ateşin canının yanmasına verilebilecek en iyi cevaptı.
eflatunumsun.
saklanmıyorum.
hele sen sakın saklanma.
saklambaç oynayabilmek için sarılabilmemiz gerekir.çok ayıp.
iyileşte gel fıstığım:)
bugü n mavi bi muhabbet kuşuyla tanışıldı,fıstık içildi.
cahsew fıstığı.
o ne demek cicikedim?
o ne demek cicikedim?
yerfıstıklarının en lezzetli olanı demek eflatunum.
aşkıbulutum.
başkada aşkım yok.ellerim ortada.
çok körelmişsiniz ne yazıkki.
sevgili kuşum gelecek mayısta,ben bildim.
güzde unutulmuş
saat yedi buçuğuydu güzün
ve ben bekliyordum
kimi beklediğim önemli degil.
günler, saatler, dakikalar
bıktılar benle olmaktan
çekip gittiler azar azar
kaldım ortada, tek başıma
kala kala kumla kaldım
günlerin kumuyla, suyla
bir haftanın artıklarıyla kaldım
vurulmuş ve hüzünlü
ne var, dediler bana paris'in yaprakları
kimi bekliyorsun?
kaç kez burun kıvırdılar bana
önce ışık, çekip giden
sonra kediler, köpekler, jandarmalar
kalakaldım tek başıma
yalnız bir at gibi
otların üstünde ne gece, ne gündüz
sadece kışın tuzu
öyle kimsesiz kaldım ki
öyle bomboş
yapraklar ağladılar bana
sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
düştüler son yapraklar
ne önceleri, ne de sonra
hiç böyle yalnız kalmamıştım
bu kadar
ve kimi beklerken olmuştu
hiç mi hiç hatırlamam.
saçma ama bu böyle
bir çırpıda oldu bunlar
apansız bir yalnızlık
belirip yolda kaybolan
ve ansızın kendi gölgesi gibi
sonsuz bayrağına doğru koşan.
çekip gittim, durmadım
bu çılgın sokağın kıyısından
usul usul, basarak ayak uçlarıma
sanki geceden kaçıyor gibiydim
ya da karanlık, kükreyen taşlardan
bu anlattıklarım hiçbir şey değil
ama başıma geldi bütün bunlar
birini beklerken, bilmediğim
bir zamanlar.
pablo
en iyisi şiirleri taslara kazıyalım, doğayı izleyelim yemek yiyelim sevdiğimizle sevişelim ve sessizce ya da bağırarak ölelim..
elimizi daldırıp denizden renkli taşlar çıkaralım,
mavi sesli ölümü simgelesin atalım en önlere.
değişim rüzgarları,çok yorgunum artık.